Çocuklarımızı çok seviyor, onları iyi yetiştirmek istiyoruz. Diğer yandan mutlulukları da bizim için çok önemli… Bu durum bizi bir çelişkinin içine sokuyor: Katı bir disiplin mi, aşırı rahatlık mı? Belki de doğrusu, bu ikilemden çıkmaktır.

Ergenlik dönemindeki kızının odasına dağınıklığından ötürü giremeyen annesi, kızı daha çocukken, “Büyüdüğünde nasıl olsa hayat onu sıkacak, kendi işini yapacak. Aman şimdi oyuncaklarını da ben toplasam ne olur?” dediğine pişman olduğunu söylemişti bir keresinde. Oğlunun üniversite sınavına çalışmadığından yakınan bir başka anne de “İlkokulda o kadar maymun iştahlıydı ki sporun da müzik aletlerinin de birini bırakıp diğerine başlardı. O zaman biraz daha net olmalıymışım” demişti. Oğlundan yaklaşık 10 yaş küçük bir kızı da olduğundan, “Tamam, kızımın yapısı farklı ama bu kez ben de farklı bir yöntem deneyeceğim” diyerek onu yetiştirirken daha kararlı ve disiplinli bir yol izleyeceğini anlatmıştı. Bir baba da oğlunu disiplini ile meşhur bir okula gönderdiğine pişmandı: “Ona hiç uygun olmadığını bile bile, eğitimi iyi diye oraya gönderdik. Yanlış yapmışız.”

Bu anne-babaların hepsi de çocuklarını çok seviyor, aslında onların başarılı ve mutlu olmasını istiyor. Tıpkı tüm diğer anne- babalar gibi… Peki o zaman bu çoğu pişmanlık dolu özeleştiri cümlelerinin ardında yatan ne? Çocuklarımızı büyütürken disiplinli mi olmalıyız, rahat mı bırakmalıyız? Uzmanlara, anne şapkası ve eğitimciliği bir potada eritenlere sorduk. Gelin hem deneyimlere hem de bilimsel kanıtlara bakalım. Sonra da kendimize….

Disiplin, cezayı ve zorlamayı çağrıştırması nedeniyle ‘itici’ gelen bir kavram. Kendi çocukluk ve gençlik döneminde ‘disiplinden çok çekmiş’ olan yetişkinler, anne-baba olduklarında çocuklarını yetiştirirken bunun karşısına ‘rahatlığı, çocuğun her istediğini yapmayı’ koyarak daha doğru bir yöntem seçmeye çabalıyor. Belki de kendini ‘Disiplin mi, rahatlık mı?’ açmazında bulunuyor.

“Bu iki seçenek de bence dünyanın en kötü seçenekleri. Çünkü her çocuk için yöntem farklı. Kimi çocuk kendini çok iyi ifade ediyor, dinletiyor. Kimi edemiyor. O nedenle çocuğun yapısını anne-babanın, öğretmenin, hatta dayısının, amcasının iyi gözlemlemesi gerekiyor. Öte yandan disiplin lazım tabii, olmadan olmuyor. Ama bu anne-babayı da bağlamalı. Yani çocuğa söz verdiğin şeyi yapmalısın. ‘Kitap okuyacağım’ dediysen okumak gibi. Özgürlüğün de disiplinin de aşırısı sıkıntılı. Ben bu ikisinin de aşırısının ‘ruhsal aygıtı’ bozduğunu düşünüyorum.

Araştırmacılar ebeveynlik tutumlarını incelerken ilk olarak anne-babanın çocuğu olduğu gibi kabul edip etmediğine, ona gösterdiği ilgiye, sıcaklığa ve sevgiye bakıyor. Burada hemen sevgi konusuna bir açıklık getirmeli. Her anne-baba çocuğunu seviyor elbette ancak araştırmacıların özellikle dikkat ettiği nokta, çocuğun olduğu gibi kabul edildiğini ve kendisine değer verildiğini hissedip hissetmediği. İkinci olarak anne-babaların çocuğu ne kadar kontrol ettiğine bakıyorlar. İşte bu nokta, disiplin ile teması içerdiğinden önemli.

     “Biliminsanları anne-babaların çocuğun davranışları üzerinde kontrol ve sınırlamalarının olması ama duygu ve düşüncelerine saygı gösterilmesi; birey olarak kabul edildiğinin ve değer verildiğinin hissettirilmesi yani psikolojik özerklik verilmesi gerektiğini söylüyor.”

Bu çerçeve ise ‘otoriter’, ‘müsamahakar’ ya da ‘ihmalkar’ ebeveyn tiplerinden ziyade ‘otoritatif’ yani demokratik ebeveynlik tanımına uyuyor. Hem yurt içinde hem de yurt dışında yapılan sayısız araştırma, demokratik ebeveynlik tarzını benimseyen anne-babaların çocuklarının akademik başarı, duygusal zeka ve sosyal uyum alanlarında, diğer yöntemlerin benimsendiği evlerde büyüyenlere nazaran daha yüksek performans gösterdiğini ortaya koyuyor.

     Hata yapmasına izin verin

Çocuklarımızın ileride mutlu olmalarını istiyorsak, ne kadar zor olsa da zaman zaman mutsuz olmalarına; başarılı olmalarını istiyorsak arada hata yapmalarına izin vermemiz gerekiyor. Kabul etmesi çok zor biliyorum ama biz her zaman yanlarında olamayacağız, biz onları her şeyden koruyamayacağız. Dolayısıyla çocuğumuz büyürken biz de değişmeli, çocuğunu her şeyden esirgeyen, kollayan, bütün ihtiyaçlarını karşılayan anneden; yol gösteren, destek olan anneye doğru evrilmeliyiz. Bunu yaparken de çocuğumuzu güçlü ve güçsüz yanlarıyla kabul edip, sevgimizi göstermeli, hayatında yer almak için ilişkimizi güçlü tutmalı, onu birey olarak kabul etmeliyiz. Ama bunu her şeyi kabul eden bir tavizkarlıkla değil, kendi değerlerimize uygun, kural ve sınırlar çerçevesinde yapmalıyız.

Hangi anne-baba, nasıl tepki veriyor?

Diyelim ki beş yaşında bir çocuk oyuncakçıda istediği oyuncağı aldırmak için tepiniyor, ağlıyor, deyim yerindeyse ortalığı yıkıyor. Bakalım kim nasıl davranıyor:

• Otoriter anne ya da baba, tepinen çocuğuna bir tokat atmaktan ya da eve gidince kendisini ne cezalar beklediğini söylemekten çekinmeyecektir. Çocuk ise istediği oyuncağı alamamıştır ama ‘isteklerinin/ihtiyaçlarının dinlenmediği ve önemsenmediği, kendisini koruyacağına güvendiği ve en sevdiği insanın onun canını yakmaktan, üzmekten çekinmediği dolayısıyla önemsiz ve değersiz bir insan olduğu, bu kez istediğini elde edememiş olsa ve canı yanmış olsa da bir gün intikamını alacağı, uzlaşmazlıklarda kaba kuvvet ve şiddet kullanmanın meşru olduğu’ gibi bir dizi mesaj almıştır.

• Müsamahakar ebeveyn, önce almayı reddettiği oyuncağı çocuk tepinince alacak, çocuk ise bu kez oyuncağının yanı sıra, isteklerini sözel olarak ifade etmenin anlamı olmadığı, ağlayıp tepinerek her istediğini elde edebileceği gibi ileride hem anne-babasına karşı hem de sosyal ilişkilerinde kullanacağı mesajlar almıştır.

• Otoritatif yani demokratik anne, çocuğun üzüntüsüne empati gösterecek ama o sırada taviz vermeden çocuğunu dükkandan çıkaracaktır. Çocuk yatıştıktan sonra konuyu gündeme getirerek oyuncağı niye almadığını açıklayacak, koşulları ve değerleri doğrultusunda bu durumlarda ne yapacaklarına ilişkin ortak çözümler geliştireceklerdir. Anne, oyuncakçıya bir sonraki gidişlerinden önce almış oldukları kararları çocuğuna hatırlatacaktır. Bu durumda çocuk, annesinin kendisine değer verdiği, onun duygularını anladığı, sorunlarına çözüm bulmaya çalıştığı, her istediğini elde edemeyeceği mesajlarını alır. Annesinin değerlerine ve uzlaşmazlıkların nasıl çözümleneceğine ilişkin bilgi ve deneyim edinir.

• İhmalkar anne ise muhtemelen zaten çocuğuyla oyuncakçıya gitmeyecektir

 

 

Yorum Bırakın